Artık
acı çekmek istemiyorum?
Artık onu unutmak istiyorum?
Seni yüreğimden silip atabilseydim?
Kim bilir kaçımız , bizim için özel olan bir insan için böyle şeyler
düşünmüşüzdür. İlişkimizi sürdüremediğimiz için öfkelenip acı çekmişizdir.
Hatta ondan nefret etmişizdir. Belki de onunla ilişkimizi bitirmişizdir. Ama
yine de onu tam anlamıyla kalbimizden, beynimizden söküp atamamışızdır.
Ayrılıklar, bir ilişkinin en zor kısmıdır. Başlarken ne kadar yukarıya
çıkıyor, bulutların üzerinde ne kadar kalabiliyorsak, ayrılırken de o kadar
dibe vurur, acı çekeriz. Eğer duygularınızı bastırmıyorsanız, acı
çekersiniz.
Bazen de duygularımızı bastırmayı tercih ederiz çünkü acı çekmeyi istemeyiz.
Acı çekmekten kaçınmak, aslında ruhumuzda bir yerlerde gizli bir DİRENÇ
olduğunu gösterir. Hayatın akışına direnç gösteriyorsak, acı çekmeye
başlarız. Tıpkı hızla akıp giden bir nehirde ters yönde hareket etmeye
çalışmak gibi bir şeydir bu. Hiçbir yere varamayız. Hatta üzüldüğümüzle
kaliriz.
Oysa acıları, beynimizle, düşünce gücümüzle baştıramayız. Tam tersine,
acımızı dindirecek tek yol, ona kabul vermektir. Dibe vurmaya direnç
göstermezsek, ve duygularımıza sahip çıkarsak, zaman içinde ferahlar,
unutmamız gerekenleri unutur, karşımızdaki kişiyi affederiz.
Peki aynı acıyı bir daha yaşamamak için ona kabul vermek yeterli olur mu?
Ne yazık ki hayır. Çünkü yaşadığımız açıların ardında aslında yine bir korku
yatıyordur. Pek çok hanımla çalıştım. Ayrılık açısı yaşarken, kendi
bilinçaltına yerleşmiş esas korkularıyla yüzleşmekten kaçıyordu. Mesela
kaybetme korkusu?.
Kaybetme korkusu, bir insanı ne olursa olsun hayatımızda tutmaya çalışmamıza
sebep olur. Ama kaybetme korkusunun da derinlerinde ?Ben yetersizim? korku
kalibi yatar.
Pek çoğumuzun kök korkuları, ?Yetersizlik?, ?Güçsüzlük?, Güvensizlik? gibi
belli başlı ana korkulardan türer. Bunların sonucunda karşımızdaki kişiyi
kontrol etmek isteriz. Onu kaybetmemek için ödünler veririz. Hatta kimimiz
sevgisini adeta karşısındakini borçlu bırakmak için fazlasıyla lüzumsuzca
verir. ?Bak ben sana kendimi feda ettim, bana bunu nasıl yaparsın??
diyebilmek için.
Oysa, asla kurban yoktur. Kurban rolünü oynamayı seçen bizleriz. Bu rolden
bazen beslendiğimizi bile fark eder çok şaşırırız.
Acı çektiğimiz bir ilişkiyi bitirebilmek, yine bu duygunun içine korkmadan
dalıp, kendimizle yüzleşmekten geçer. Kendimizi tanıyabilirsek, zaten artık
bir daha aynı hataları yapmayız. O dürtümüz kaybolur. Ve bir sonraki
ilişkimizde daha iyi bir erkeği hayatımıza çekebiliriz. Eğer biten bir
ilişkinin ardından dönüp te kendimize bakmıyorsak, hatalarımızı görmüyorsak,
dengeye gelmek olumsuz kalıplarımızı, kök korkularımızı temizlemeye
çalışmıyorsak, bir sonraki ilişkimizi yine aynı tarz olur. Ve bu kez, artık
kısır döngünü içine hapsoluruz.
BAĞIMLILIK ANALİZİ
Tekrarlayan ilişki sorunları olan kadınlar ile kişisel bazda yaptığım
seansların yanısıra, dönem dönem maksimum 10 kişilik gruplarla da çalıştım.
Bu çalışmalar sırasında toplu olarak bilinçaltı analizleri yaptık,
hayatlarındaki unutamadıkları ya da kendilerini çok üzen erkeklerle ilgili
kişisel bazda bir liste hazırlattım. İlk önce onlarla ilgili neden
üzüldüklerini anlatabilecekleri özel bir soru sordum. Birkaç madde ile
listelediler. Daha sonra , onları neden unutamadıklarını ifade edebilmeleri
için, onlardan aldıkları en güzel şeyleri listelemelerini istedim.
Yukarıdaki alıştırma, aslında enerji kancaları ile ilgili bir çalışmanın
parçasıdır. Zihnimizde yer eden, bizi çok üzen, ama bir türlü hakkında
düşünmemeyi, unutmayı başaramadığımız erkekleri ya da ilişkilerimizi,
kalbimizden ve beynimizden tamamiyle söküp atabilmeyi sağlayacak bir
çalışmanın bölümüdür. Bazen bizi çok üzse de, hiç bir mantığı olmasa da,
kalbimize söz geçiremeyiz. Bize kötü davranan erkekleri ya da kişileri
hayatımızda hala tutmak isteriz. Onları şeklen terk etsek bile, bir türlü
aklımızdan çıkartamayız. Sürekli bize yaptıklarını düşünürüz. İyi ya da kötü
pek çok olayı tekrar tekrar anarız. Hatta onlardan birgün intikam almayı
bile için için isteyebiliriz. Yaptığımız davranışlar, gittiğimiz yerler,
bazen de görüştüğümüz insanlar bile sadece onları yeniden etkileyebilmek
için vardırlar. Bu dürtümüz öylesine kuvvetli bir hal alır ki, sonunda
zihnimiz iflas eder ve sürekli bunu düşünmeyi bırakabilmek için uzun uzun
uyumaya başlarız. Hayattan yeterince zevk alamayız.
Hayattan zevk almamaya başladığımız nokta, bizim sınır çizgimiz olmalıdır.
Hayat her zaman güzeldir. Hayat, çevremizdeki insanlardan, yaşadığımız
mekandan, zamandan, hatta paradan bile bağımsız olmalıdır. Eğer belli bir
kişi yüzünden hayattan zevk alamaz hale gelmişsek, bu ilişkiye tehlikeli bir
bağımlılık geliştirmişiz demektir
Peki bu bağımlılık neden kaynaklanır? Her alanda çok zeki davranışlar
sergiliyor olabiliriz. Çok başarılı bir iş hayatımız olabilir. Öylese neden
aynı zekayı basit bir ilişki için kullanmakta zorlanıyoruz?
Çünkü her insanın bilinçaltında belli inanç kalıpları yatar. Ve kişi,
kendisini sadece bu konuda zayıf hisseder. Bu kalıp ne kadar kuvvetliyse,
davranışlarını o denli kuvvetli etkileyecektir.
Bilinçaltı, zihnin uyarılarını, mantığımızı bir kenara koyarak baskın çıkar.
Böylece biz, sadece derinlerdeki olumsuz ve korku dolu inanç kalıbımızın var
olduğu konuda, mantığımızı yitiririz.
Sağlıklı düşünemeyiz. Düşünsek bile, uygulayamayız. Kendimizi bu konuda aciz
ve zayıf olarak görürüz, ve bu da canımızı daha çok acıtır. Zayıf
davrandıkça kendimize öfkeleniriz. Karşımızdaki kişiyi suçladığımız gibi
kendimizi de suçlarız.
İşte böyle bir konuda yaptığımız pek çok grup çalışması sırasında,
hanımlara, kendi elleriyle yaptıkları listeyi okutturduğumda, ortaya çok
değişik tablolar çıktı. Bunları tek tek burada anlatmam doğru olmaz ama en
çarpıcı olanını sizinle paylaşmak istiyorum. İnsanlar genelde karşısındaki
insanı suçlarken, dürüstçe bir liste hazırladıklarında görüyorlar ki, asıl
değişmesi gereken kendi egoları.
Karşımızdaki erkekten bizi sürekli beslemesini, sevgisini ifade etmesini,
bizim kafamızdaki ?güzel bir ilişki nasıl olur? ise öyle davranmasını
beklediğimizi görüyoruz. Elbette, beklentilerimizi karşılayacak bir erkek
isteyeceğiz. Ama bu beklentilerin arkasında yatan gerçek dürtüleri bulup
yakalamamız gerekiyor. Eğer erkeğimizin bize davranışlarında güven
arıyorsak, bunu içimizdeki korku nedeniyle değil, sevgi ile yapmalıyız.
Dengede olmalıyız. Onunla iletişimimizi düzeltmeliyiz. Çünkü kadınlarla
erkekler arasında müthiş iletişim farkları var. Sizin söylediğiniz
kelimeleri önün zihni farklı şekilde yorumlayabiliyor.
Tabi en önemlisi, bizim korku kalıplarımız ve inançlarımız bizi dengeden
çıkartıyor.
Bazı hanımlarla tek kişilik seanslar yapıp ayrıldıkları ya da ayrılmaları
gereken ilişkileri dengeye getiriyoruz. Bu çalışma asla tek başıma
yapabileceğim bir şey değildir. İlaç kullanmadan, hatalı yollara sapmadan,
bitirilmesi gereken ilişki, yardım alan kişi ile ortak yapacağımız bir
çalışma ile, ruhtan, bedenden, zihinden ve duygulardan tamamen çıkartılır.
Artık ona odaklı yaşamak yerine hayatlarını kendileri için yaşarlar.
Mutluluk aslında çok yakındır. Korku, öfke, kırgınlık, kıskançlık gibi
olumsuz duyguları sistemimizden çıkartıp, yaşananların nedenini düşünmeyi
bıraktığımızda, karşımızdaki insana sadece 3 his besleyebiliriz.
SEVGİ, ŞÜKRAN VE SAYGI
Sevgi, seni olduğun gibi kabul ediyorum ve böylece seviyorum diyebilmektir.
Onu kontrol etmeden sevebilmektir.
Şükran, hayatıma girdiğin ve bana yeni hayat dersleri öğrettiğin için,
ruhsal gelişimime katkıda bulunduğun ve yaşattığın tüm güzel anılar için
teşekkür ederim diyebilmektir.
Saygı ise, onu değiştirmeye çalışmadan, olduğu gibi hiç kontrolsüzce kabul
etmek, varlığına, seçimlerine, davranışlarına saygı gösterebilmektir. Öyle
ya, her insanın ruhu yücedir. Eğer bu şekilde davranmayı seçiyorsa, biz kim
oluyoruz da onu değiştirmeye çalışıyoruz ki?Karşımızdaki kişinin yaşam dersi
almasına zorla vesile olamayız.
Unutmayın.
Kendimizi değiştirir, geliştirirsek, tüm evren değişir.
Kırılamayacak hiçbir kısır döngü yoktur
Yorum Ekle
|
Konu
|
|
|
|
Ad Soyad
|
|
|
|
e-mail
|
|
|
|
Yorum
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|