Omega-3 yağlarının bazı balıklarda yüksek oranda bulunması, balığa ve balık yağına
ilgiyi artırdı.
Çocukluğumuzda ağır kokusu nedeniyle zorla içtiğimiz balık yağı, Omega-3 yağ asitlerinin
kalp ve beyin sağlığını koruduğu anlaşılınca neredeyse bir ilaç kadar popüler hale
geldi!
Omega-3 yağları balıkta da, balık yağında da var. Hatta isterseniz bu yağları EPA
+ DHA karışımı Omega-3 kapsülleriyle doğrudan kazanmanız bile mümkün. Bize sorarsanız
en doğru yol balığın kendini yemek gibi görünüyor. En iyisi balık yemek! Eğer Omega-3
yağlarını doğrudan balık yiyerek kazanırsanız, biyolojik yararları daha fazla oluyor.
Bizde uskumru, lüfer, hamsi hatta soğuk sularda yetişen alabalıklar iyi birer Omega-3
kaynağı gibi görünüyor.
Eğer düzenli olarak balık yemiyorsanız, balık yağı yerine Omega-3 yağlarını saf
şekilde içeren kapsülleri de kullanabilirsiniz. Burada dikkat edeceğiniz şey, balık
yerken de Omaga-3 kapsüllerini yutarken de civa veya diğer toksinlerle kirlenmemiş
olanları tercih etmektir.
Sırası gelmişken, Omega-3 yağlarının ani kalp ölümlerini azaltabileceğini gösteren
bazı bulguların olduğunu da hatırlatalım. Omega-3 yağları düzenli kullanıldıklarında
kalp ritim bozukluklarını engelleyebiliyor ve ritim bozukluklarına bağlı ani ölümleri
azaltıyor.
FINDIK VE CEVİZDE DE VAR
Omega-3 yağlarını kazanmanın diğer bir yolu da ceviz, fındık gibi yağlı tohumları
zaman zaman yemekten geçiyor. Keten tohumunda da bol miktarda bitkisel Omega-3 yağı
var. Omega-3 yağları bazı yeşil yapraklı sebzelerde de (semizotu) bulunabiliyor.
Küçük bir hatırlatma daha yapalım: Omega-3 kapsülleri ve balık yağlarının kolesterol
yüksekliği tedavisinde kullanılmaları doğru değildir. Balık yağlarının tam tersine
kolesterolü artırması bile mümkündür. Bununla birlikte balık yağları ve Omega-3
yağ asitlerinin, ilaçlara dirençli trigliserit yüksekliği durumlarında kullanılabileceği
belirtilmektedir.
Baş ağrılarında kırmızı alarm
Erken dönemde doktora başvurmanızı gerektiren baş ağrıları hangileridir, biliyor
musunuz?
En sık rastlanan yakınmalardan biri olan baş ağrılarında, çoğunlukla tetkike bile
gerek duyulmadan tanı konur ve tedaviye başlanır. Ancak hastaların küçük bir bölümünde
altta yatan ciddi bir hastalık söz konusudur. Baş ağrısına neden olan bu hastalıklar
mümkün olduğunca erken teşhis edilmeli ve gereken tedavisi başlatılmalıdır.
İşte bizi ve doktorumuzu uyarması gereken önemli özellikler:
- Yeni başlayan, şiddeti veya sıklığı giderek artan baş ağrıları
- 50 yaşından sonra başlayan baş ağrıları
- Ani başlangıçlı, "hayatımdaki en şiddetli ağrı" olarak tanımlanan tablo
- Daha önceden var olan hafif özellikteki ağrıların yoğunluk, şiddet ve süreğenlik
kazanması
- Nörolojik bulguların da eşlik ettiği baş ağrıları
- Tedavilere yanıt vermeyen baş ağrıları
- 60 yaşından büyük olan kişilerde yeni gelişen ve genellikle tek taraflı, şakakta
belirgin, zonklayıcı-oyucu ağrılar
- Egzersiz ya da öksürükle başlayan ya da artan baş ağrıları
- Yatar pozisyonda artan ağrılar.
Bağırsak kanserinden korunmak için
Sıklık açısından akciğer ve meme kanserinden sonra üçüncü sırada yer alan "kolon
kanseri"nin (kalın bağırsak kanseri), "polip" adı verilen kitle ile başladığı görüşü
yaygındır. Polip, kalın bağırsağın iç yüzeyini örten tabakayı oluşturan hücrelerin
kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan, bağırsak boşluğuna doğru büyüyen oluşumlardır.
Erişkinlerde yüzde 15-20 oranında rastlanan bu oluşumlar, saplı ya da sapsız olabilir.
50 yaşın üzerindekilerde yüzde 40-50 sıklıkla görülen polipler, en çok kalın bağırsağın
son kısımlarında, sigmoid ve rektum denilen bölgelerde yer alır.
Kolon kanseri açısından uyarıcı belirtilerin başında şunlar gelir:
- Makattan kan gelmesi
- Dışkıya kan bulaşması
- Dışkılama alışkanlıklarında değişim
- İshal ya da kabızlık atakları
- Dışkının çapının incelmesi
- Anemi, halsizlik, yorgunluk
- Şişkinlik, aşırı gaz
- Açıklanamayan kilo kaybı
Kanseri önlemenin birinci adımı erken tanıdır. Kolon kanseri taraması açısından,
50 yaşın üzerindeki kişilerin tümü, herhangi bir yakınmaları olsun ya da olmasın,
yılda bir kez gaitada gizli kan tetkiki yaptırmalıdır. Endoskopik olarak (ışık kaynağı
ve mercek sisteminden oluşan bir boru yardımıyla) bağırsakların iç kısmının incelenmesi,
50 yaşını geçen her bireye önerilmektedir. Bu tetkikin, doktor önerisiyle 3-5 yılda
bir yinelenmesi de uygun görülmektedir.
Kolon kanseri için risk faktörleri:
- 40 yaş; her 10 yılda risk ikiye katlanır
- Ailede kolon kanseri öyküsü
- Ailede polip öyküsü
- Kişinin kendinde polip öyküsü
- Geçirilmiş kolon kanseri öyküsü
- İltihabi bağırsak hastalığı (ülseratif kolit) öyküsü
- Diğer organları, özellikle meme veya uterusu (rahim) ilgilendiren kanser öyküsü
Yukarıdakilerden birinin varlığı bile kolon kanseri açısından ileri tetkiklere başlamak
için yeterlidir. En kısa zamanda doktorunuzla görüşmenizi ve gereken ileri tetkikleri
planlamanızı öneririz.
Tarçın kan şekerini düşürüyor
Şeker hastasıysanız tarçından daha fazla faydalanın. Sıcak-soğuk içeceklerinizi
tarçınla tatlandırın. Pastalarınıza, keklerinize, sütlü tatlılarınıza tarçın eklemeyi
unutmayın.
Çünkü birçok araştırmanın da onayladığı gibi tarçın, kan şekerini dengelemede güçlü
bir destek sağlıyor. Günde 3-4 çay kaşığı kadar tarçın, kan şekerini düşürmeye yardımcı
olabiliyor.
Hasar tespit dönemi
4 aydır diyet yapıyorum, ortalama 6 kilo verdim, ama son 1 aydır gram fark etmedi.
Motivasyonum azalıyor. Bana ne önerirsiniz?
Kilo verme dönemlerinde zaman zaman kilo kaybı hatalarının sebeplerinin tespiti
gerekir. Öncelikle birer aylık dönemlerin analizini yapın. 1 aylık zayıflama döneminde
ortalama 2-4 kg. ağırlık kaybı idealdir. Bunun üzerinde kaybettiğiniz kilo kayıpları,
ikinci ayda verilen kilonun daha sınırlı olacağının habercisidir. Bu yüzden, ikinci
ayda daha az kilo verdiğiniz için motivasyonunuz bozulmasın.
Bununla birlikte takılma kilolarının zamanı da gelmiş olabilir. Bu dönemde motivasyonunuzun
yeterli olup olmadığını iyice araştırmanız gereklidir.
Kilo kaybında başarıya ulaşamamanın aşağıdaki nedenlerini diyetisyeninizle birlikte
araştırmanızda fayda var:
- Ek bir enerji alımı (örneğin, alkol tüketiminde fazlalık)
- Planlanandan daha az enerji harcamak (günlük fiziksel aktivitenin yetersiz oluşu)
- Psikolojik ve davranış tedavisinin yetersizliği
- Yaşanan bazı olumsuz olaylar (motivasyonu azaltıcı gelişmeler)
Ödem atmak için formül
Vücudumun şiştiğini hissediyorum. Bazen kıyafetlerime bile sığmıyorum. Neden ödem
olur? Ödem atmak için ne yapabilirim?
Ödem, vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Bazı günlerde
yüzük parmağıma sığmıyor, ayakkabılarım küçük geliyor diye şikayet ediyorsanız,
ödem problemi yaşıyor olabilirsiniz. Ödem, ciddi hastalıkların belirtisi olabilir.
Böbrek ve karaciğer hastalıkları, kalp-damar sorunları, hormonal hastalıklar ödeme
yol açabilir.
Nedeni bilinmeyen (idiyopatik) ödem de olabilir. Genellikle kadınlarda görülür.
Gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet, adet dönemi, menopoz
gibi nedenler ödeme yol açabilir. İdiyopatik ödem korkulacak bir hastalık değildir
ve yıllarca sürebilir. Sıvı tüketiminin artırılması ve bazı bitki çayları sizi rahatlatabilir.
Hekiminiz hastalığa bağlı bir ödemin olduğunu söylemiyorsa veya ödem için ilaç kullanmanıza
gerek yok ise ilaçsız bu işi çözmenin birkaç yolu var. Bol sıvı tüketin. Tuz yönünden
zengin besinlerden uzak durun.
Sizi rahatlatacak küçük bir formülle de bu sorunu çözebilirsiniz:
- 1 yemek kaşığı biberiye
- 1 yemek kaşığı rezene
- 1 tatlı kaşığı anason
- 1 litre suda bitki karışımını demleyin. Otları suyun içinde bırakmamaya dikkat
edin. Gün içinde 2-3 fincan bu karışımdan içebilirsiniz.
Yorum Ekle
|
Konu
|
|
|
|
Ad Soyad
|
|
|
|
e-mail
|
|
|
|
Yorum
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|